“Menfaat Üzerine Dönen Siyaset Canavardır”
Menfaat kıskacındaki siyaset, her yolu mübah kılan bir yozlaşma ile toplum nazarında gittikçe itibarını kaybetmektedir.
Günümüz siyasi arenası, ideallerin ve toplumsal refahın öncelendiği bir hizmet alanı olmaktan giderek uzaklaşmakta; gücün, menfaatin ve grup taassubunun merkezde yer aldığı çetin bir mücadeleye dönüşmektedir.
Siyasal teoride toplumsal düzeni sağlama ve kamu yararını gözetme sanatı olarak tanımlanan siyaset, modern çağın pragmatik ve ahlaki sınırları zorlayan dinamikleri altında nitelik değiştirmektedir.
Bu nitelik değişiminin en somut tezahürü; ahlaki ilkelerin, bireysel ya da partizan çıkar hesaplarına kurban edilmesi ve kamuoyunun "biz ve onlar" dikotomisi üzerinden bölünmesidir.
Menfaat odaklı siyaset ve makkiavellist dönüşüm, siyaseti etik zemininden kopararak, çıkarlar çatışmasına dönüştürmüş ve kılasik dönem siyaset anlayışındaki "ortak iyi" kavramı yerini "gücü elde tutma veya güce ortak olma" hırsına bırakmıştır.
Bu durum, Niccolò Machiavelli’nin "Gayeye ulaşmak için her yol mübahtır" prensibinin günümüz kitlesel siyasetinde kurumsallaşmasına yol açmıştır.
İlkelerin yerini dönemsel çıkarların aldığı bu yapı, eylemlerin niteliği yani doğru veya yanlış oluşunu değil, getirdiği siyasi pozisyon ve ekonomik rantı ön plana çıkarmaktadır.
Şeffaflık, liyakat ve adalet gibi evrensel ilkeler, siyasi varlığı sürdürme hedefinin gölgesinde kalarak araçsal bir nitelik kazanımına sebep olmuştur.
Kutuplaşma ve taassubun bir tezahürü olarak ortaya çıkan "Bizim Şeytanımız" ile “Onların Meleği” siyasetin araçsallaşmasının en yıkıcı sonuçlarından birini doğurmuş ve kitlelerin "kendi tarafı" ile "karşı taraf" arasında ahlaki değerleri tamamen farklı görür hale getirmiştir.
Sosyal psikolojide grup içi kayırmacılık (in-group favoritism) ve grup dışı düşmanlık (out-group hostility) olarak adlandırılan bu fenomen, siyasal alanda ciddi bir ahlaki çifte standardı ortaya koymuştur.



