Manevi Sarhoşluk Maddi Sarhoşluktan Daha Kötüdür
İnsan, ruh ve bedenden oluşan mucizevi bir varlıktır. Bedenin sağlığı maddî gıdalara ve dengeli bir yaşama bağlı olduğu gibi, ruhun selameti de hakikatle olan bağına ve kalbî uyanıklığına bağlıdır.
İnsanoğlu hayat serüveninde bazen öyle bir konuma gelir ki, dışarıdan son derece dinç, akıllı ve şuurlu görünmesine rağmen içeride büyük bir savrulma yaşar. İşte bu durum, tasavvuf ve ahlak literatüründe “manevi sarhoşluk” (gaflet, dalalet ve dünya tutkusu) olarak tanımlanır.
Maddî sarhoşluk, geçici bir akıl tutulmasıdır; belli bir zaman geçtikten veya dış müdahalelerle kişi yeniden fiziksel kontrolünü kazanabilir. Lakin manevi sarhoşluk; insanın hakikati görmesine engel olan, kalbi mühürleyen, nefsi ve şeytanı baş tacı ettiren derin bir idrak tutulmasıdır. Bu halden uyanmak ise sıradan bir çabayla değil, ancak sarsıcı bir ilahi ikazla mümkündür.
Maddî sarhoşluk ile manevi sarhoşluğun mukayesesini yapacak olursak, Maddî sarhoşluk, alet edindiği madde (alkol veya benzeri maddeler) sebebiyle geçici bir bilinç kaybıdır. Kişi ne yaptığının geçici olarak farkında değildir, ancak genellikle etkisi geçtiğinde pişmanlık duyabilir ve bedeni ayılır.
Manevi sarhoşluk ise, nefsin ve dünyanın aldatıcı cazibesine kapılarak kalbin Hak'tan gafil olmasıdır. Bu sarhoşlukta kişi körkütük aşıktır; ama bu aşk, geçici dünya menfaatlerine, makama, mala veya şöhretedir. En tehlikeli yönü ise kişinin sarhoş olduğunun bilincinde olmaması, aksine kendini en doğru, en akıllı ve en güçlü zannetmesidir.
Maddî sarhoş, üzerine dökülen bir tas soğuk suyla veya zamanın akışıyla kendine gelebilir.
Manevi sarhoş ise, nefsinin kibir ve gururunda boğulduğu için dışarıdan yapılan sıradan nasihatleri duymaz, uyarıları hakaret kabul eder. Onu ancak ruhunu sarsacak büyük bir musibet, derin bir hastalık veya acı bir imtihan (ilahi bir ikaz) uyandırabilir. Eğer bu ikazları da idrak edemezse, gaflet uykusunda ömrünü tüketir; hem dünyasını huzursuzluğa hem de ahiretini hüsrana uğratır.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de insanın dünya hayatının geçici cazibesine kapılarak hakikatten uzaklaşmasını, kalbinin mühürlenmesini ve gaflet sarhoşluğunu pek çok ayetle ikaz etmiştir:
"İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı; fakat onlar gaflet içinde yüz çeviriyorlar." (Enbiyâ Suresi, 1)
Gaflet içindeki insan, zamanın hızla akıp gittiğini, ölümün yakın olduğunu fark edemez. Dünya zevklerini ebedi zannederek bir nevi sarhoşluk yaşar. Bir başka ayette ise bu ruh halinin insana hakikati nasıl unutturduğu şöyle bildirilir:
"Onlar, dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen gafildirler." (Rûm Suresi, 7)
Kimi insanlar da vardır ki, inkar ve azgınlıkları sebebiyle adeta manevi bir taşkınlık ve sarhoşluk halindedirler. Kur'an, bu zihniyeti şu çarpıcı örnekle tasvir eder:
"(Rasûlüm!) Ömrüne yemin olsun ki onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar." (Hicr Suresi, 72)
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), ümmetini dünya sevgisinin ve gafletin getireceği manevi sarhoşluğa karşı sürekli uyarmıştır. İnsanların asıl uykusunun ölümle, uyanışın ise kabirle olmaması için şu mübarek sözleri irat buyurmuşlardır:
"İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar." (Aclûnî, Keşfül-Hefâ, II, 312) Bu hadis-i şerif, manevi sarhoşluğun ve gafletin en net özetidir.
Dünya hayatı bir rüya, nefsin arzuları ise o rüyanın sarhoşluğudur. Gerçek uyanış ise ölüm kapıyı çaldığında değil, henüz imtihan süresi devam ederken kalbin Cenâb-ı Hak'a yönelmesiyle gerçekleşir.
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kalbin kararmasına ve gaflete yol açan tutkular için şöyle buyurmuştur:
"Dünya sevgisi her hata ve günahın başıdır." (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VII, 339)
İslam büyükleri ve gönül sultanları, kalbin bu tehlikeli sarhoşluğunu ve uyanış reçetelerini derin hikmetlerle dile getirmişlerdir:
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mesnevî'sinde dünya hırsını ve gaflet sarhoşluğunu şöyle tasvir eder:
"Dünya sevgisi bir tuzaktır; onun sarhoşluğuna kapılanlar, avcıyı unutup yemin peşine düşerler. Maddi içki aklı bir anlığına giderir, fakat dünya hırsı ve gaflet aklı da kalbi de ömür boyu kör eder."
İmam Gazâlî (k.s.) İhyâu Ulûmi’d-Din adlı eserinde kalbin uyanması için musibetlerin rolüne dikkat çeker:
"İnsan nefsi firavun gibidir; kendisine hiçbir dert, hastalık ve musibet uğramazsa ilahlık taslar. Ne zaman ki bir belaya duçar olur, acziyetini anlar, işte o zaman firavunluğu bırakıp secdeye kapanır. Belalar, gaflet uykusundaki ruhu uyandıran en şiddetli ilahi alarmlardır."
Yunus Emre ise, ilahi aşkla ve uyanışla dolu mısralarında manevi sarhoşluğun çaresini şöyle fısıldar:
Aşkın şarabından içen, / Kendisinden geçer büsbütün; / Gaflet uykusundan uyan, / Tevbe kapısına var eylen.
Manevi sarhoşluk, kişinin ruh dünyasını iflas ettiren görünmez bir hastalıktır. Bu sarhoşluktan kurtulmak için ağır bir musibeti beklemek büyük bir basiretsizliktir. Akl-ı selim sahibi bir mümin, hayatın akışı içerisinde kendi muhasebesini yaparak şu bilinçle hareket etmelidir:
Tevbe ve istiğfar ile kalbi paslandıran günahlardan derhal arınmak, tefekkür ile dünyanın geçiciliğini ve ölümün hakikatini daima hatırda tutmak gerekir.
Hayatta karşılaşılan küçük sıkıntıları birer ceza değil, uyanış için gönderilmiş rahmet sinyalleri olarak okumaktır. Unutulmamalıdır ki; iradesiyle uyanmayanları, hayatın sert rüzgarları ve ilahi imtihanlar uyandırır. En güzeli ise, kendi rızasıyla gaflet uykusundan sıyrılıp, Hakk'ın huzurunda uyanık bir kalple durabilmektir.



