Kul Hakkının Kapsamı Geniştir
Kul hakkının kapsamı öyle düşünüldüğü gibi değil, çok daha geniş detayları vardır.
Bununla ilgili bir analiz yaparsak ve delillerini de sıralarsak belki hepimiz kul hakkı hakkında daha iyi düşünür ve kendi davranışlarımıza dikkat ederiz.
Unutulan haklar ve toplumsal sorumluluk nedir dersek. İslam ahlak ve hukuk sisteminde haklar temel olarak "Hukukullah" yani Allah'ın hakkı ve "Kul hakkı" olmak üzere ikiye ayrılır. Allah, kendi hakkından dilediği takdirde tevbe ile vazgeçebileceğini bildirmiş; ancak kul hakkını, hak sahibinin affına ve helalliğine bağlamıştır.
Bu durum, kul hakkının ne denli hassas ve vazgeçilmez bir hukuki-ahlaki zemin üzerine oturduğunu göstermektedir.
Günlük hayatta kul hakkı denildiğinde genellikle akla ilk olarak hırsızlık, gıybet, iftira, borç ödememe veya fiziksel zarar verme gibi büyük ve bariz ihlaller gelmektedir. Oysa kul hakkının kapsamı, bireyin kamusal alandaki, trafikteki, doğadaki ve komşuluk ilişkilerindeki her türlü tavrını içine alacak kadar geniş ve kuşatıcıdır.
Kul hakkının önemi ile ilgili Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye kaynaklarında, hak ihlallerine karşı son derece sert uyarılarda bulunulmuş ve bu hakların dünyada helalleşmeyle, ahirette ise sevap transferiyle ödeneceğini bildirmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de; "Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında, mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin..." (Nisâ Suresi, 29)
"Kim zerre miktarı hayır yapmışse onu görür. Kim de zerre miktarı şer yapmışse onu görür." (Zilzâl Suresi, 7-8) Bu ayet, küçük görülen en ufak bir ihmal veya rahatsızlığın bile hesaba çekileceğini ortaya koyar.
Hadis-i Şeriflerde ise; Hz. Muhammed (s.a.v.), üzerindeki kul haklarıyla ahirete giden kişinin durumunu şöyle tasvir etmiştir:
"Müflis, ümmetimden o kimsedir ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelir. Ancak kamusal veya kişisel alanda şuna sövmüş, buna bühtan etmiş, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını akıtmış, diğerini dövmüştür. (İhlalleri sebebiyle) mağdur olanların hakları, bu kişinin iyiliklerinden alınarak ödenir. Hesap görülmeden iyilikleri biterse, hak sahiplerinin günahları ona yükletilir ve sonra cehenneme atılır." (Müslim, Birr, 59)
Kul hakkı sadece bireyler arası borç alacak ilişkisi değildir. Kamuyu, çevreyi ve toplumsal huzuru ilgilendiren her eylem doğrudan bir kul hakkıdır. Mesala kamusal alanda yola tükürmek, yola çöp atmak çevre hakkıdır ve tüm insanların birden hukukunu çiğnemektir.
Sokaklar, caddeler, parklar ve toplu taşıma araçları gibi ortak yaşam alanları tüm vatandaşların ortak mülküdür. Bu alanlara verilen her zarar, orada yaşayan herkesin hakkını ihlal etmek demektir.
Yola tükürmek ve çöp atmak, ortak kullanım alanlarını kirletmek, başkalarının estetik ve hijyenik haklarına tecavüzdür. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:
"İnsanın yoldan rahatsız edici bir şeyi (taşı, dikeni, çöpü) kaldırması sadakadır." (Buhârî, Edeb, 34).
Yoldan rahatsızlık veren şeyi kaldırmak sadaka ve erdemken, orayı kirletmek veya tükürmek açık bir hak ihlalidir. Kamu mallarına zarar vermek, parklardaki bankları, sokak lambalarını veya duvarları tahrip etmek, doğrudan millete (85 milyonun her bir bireyine) ait olan bir hakkı gasp etmektir ve bunun helaleşme durumu imkansızdır.
Aracını yanlış yere park etmek, aşırı hız yapmak, ve yanlış sollama yapıp makas atmakta kul hakkıdır.
Trafik, toplumsal sabrın ve kuralların en somut şekilde test edildiği alandır. Trafik kurallarına uymamak sadece bir trafik cezası sebebi değil, aynı zamanda bir kul hakkıdır.
Yanlış park etmek, aracını engelli rampasına, başkasının garaj önünü kapatacak şekilde veya yaya geçidine park eden bir sürücü; ambulansın, engellinin, yayanın veya acele işi olan birinin zamanını, hareket özgürlüğünü ve hakkını gasp etmiş olur.
Yine aşırı hız yapmak veya kural dışı sollama ile başkalarının can ve mal güvenliğini tehlikeye atmak, en büyük kul haklarından biridir. Trafikte başkasının kaza yapmasına sebep olmak ya da yüreğini ağzına getirmek telafisi zor veballer doğurur.
Sosyal yaşam ve komşuluk haklarına gelince,
komşunun, iş arkadaşının veya sokaktaki bir yabancının huzurunu bozmak da kul hakkıdır.
Gürültü kirliliği, gece geç saatlerde yüksek sesle müzik dinlemek, evde başkalarını rahatsız edecek gürültüler yapmak veya apartman kurallarını hiçe saymak komşuluk hakkını zedeler.
Hz. Peygamber, "Cebrail bana komşuluk hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, nerdeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim" (Buhârî, Edeb, 28) buyurmuştur.
İş ve sözleşme ahlakı ise işin başka bir boyutudur. İş yerinde mesai saatine riayet etmemek, verilen görevi ihmal etmek veya eksik yapmak, işverene ve çalışma arkadaşlarına karşı haksızlıktır. Aynı şekilde kamuda sıra beklerken kayırma yapmak veya hakkın önüne geçmek de başkasının sırasını (hakkını) çalmaktır.
Kul hakkının ödenmesi ve helalleşme yolu
konusunda İslam dini çok katı bir disiplin öngörmüştür: Hak sahibine hakkını iade ve özür beyanı ve yine maddi bir hak ise malın kendisi veya bedeli sahibine iade edilmesi, manevi bir hak (gıybet, hakaret) ise hak sahibinden açıkça af dilenmesidir.
Hak sahibinin bulunamaması durumunda ise eğer hak sahibi ölmüşse veya ulaşılamıyorsa, onun adına hayır işlenir, sadaka verilir ve arkasından bağışlanması için dua edilir.
Kul hakkı dünyada temizlenmediği takdirde ahirete kalır ve orada para birimi geçerli olmadığı için sevap-günah takasıyla çözülür.
Kul hakkı; sadece birebir tanıdığımız insanlara karşı değil, sokaktaki yayaya, trafikteki sürücüye, doğadaki canlıya ve kamunun ortak ortaklığına karşı sergilediğimiz her türlü tavrın merkezindedir. "Yola tükürmekten yanlış park etmeye, hız yapmaktan başkasının hakkını gasp etmeye" kadar uzanan bu geniş yelpaze, Müslüman ahlakının sadece ibadetlerle değil, "kul hakkına riayet etme hassasiyetiyle" kemale ereceğini bizlere açıkça göstermektedir.
Bu bağlamda günlük hayatımızdaki en küçük detaylarda bile "Acaba başkasının hakkına girdim mi?" sorusunu sormak, hem toplumsal barışın hem de manevi huzurun en temel anahtarıdır.



