“Dünyevi dostlar ve rutbeler kabir kapısına kadar…”
Bir insanın dünyadayken çevresine topladığı kalabalıklar, kartvizitine kazıttığı unvanlar ve makam koltukları, dışarıdan bakıldığında sarsılmaz birer güç kalesi gibi görünen tüm bu birikimler, aslında zamana karşı en çaresiz varlıklardır.
Hayatın koşuşturmacası içinde çoğumuz dostluklarımızın derinliğini ve elde ettiğimiz rütbelerin kalıcılığını sorgulamayı unuturuz. Oysa kadim bilgelerin ve hakikat erlerinin tekrar tekrar hatırlattığı kaçınılmaz bir gerçek vardır: Makamlar, sıfatlar ve dünyevi dostluklar yalnızca kabir kapısına kadar size eşlik eder.
geçici saltanatlar ve kartvizit sevdası ise
günümüzün en büyük sevdası halini almış. Belki çoğumuz, iş masalarında, unvan kavgalarında ya da sosyal statüyü koruma gayretinde ömür harcıyoruz. Bize, "Müdür", "Başkan", "Üstat" ya da "Zengin" denmesi hoşumuza gidiyor. Fakat kabir kapısı, dünyevi rütbelerin söküldüğü en adil noktadır. O kapıdan içeri girerken kimse üzerindeki unvanla, taşıdığı rozetle ya da sahip olduğu hisse senetleriyle karşılanmaz. Orada her insan, üzerindeki tüm süslerden arınmış yalın bir varlık olarak bulunur.
Aynı durum dünyevi ikbal üzerine kurulu dostluklar için de geçerlidir. Belli bir makamın, bir çıkarın ya da menfaatin etrafında kümelenen dostlar, fırtına çıktığında ilk dağılan yapraklar gibidir. İnsan musibet anında bile bu dostların azaldığını görürken, hayat son bulduğunda ise o dostların eşliği yalnızca mezarlık çıkışına kadar sürer.
Cenaze merasiminde gözyaşı dökenler, helallik isteyenler ve tabutu omzunda taşıyanlar kabristanın kapısına kadar yürür. Birkaç kürek toprak atıldıktan sonra herkes kendi dünyalık telaşına, kendi sıcak yuvasına geri döner. Kabir kapısı kapandığında, insan kendi hakikatiyle baş başa kalır.
Peki, kabir kapısından içeri bizimle birlikte geçen nedir?
Kalbi ve Samimi Dostluklar: Menfaat üzerine değil, ruh hizalanması ve samimiyet üzerine kurulan dostlukların duaları ve hatıraları sınırları aşar.
Kartvizitlerin söküldüğü yerde insanın tek rütbesi bıraktığı hoş sadâ, yaptığı iyilikler ve vicdan temizliğidir. Ya da arkada bırakılan güzel bir eser, yetiştirilen hayırlı bir insan ya da bir cana dokunan karşılıksız bir tebessüm.
İşte bu yüzden sınırı doğru çizmek gerekir.Dünyada rütbe sahibi olmak veya geniş bir çevre edinmek kendi içinde kötü bir şey değildir aslında. Asıl yanılgı, bu muvakkat araçları hayatın amacı haline getirmektir. Unvanları bir üstünlük vesilesi değil, bir sorumluluk; dostlukları ise çıkara dayalı bir alışveriş değil, bir gönül bağı olarak görebildiğimizde kabir kapısının ötesine geçebilecek değerler biriktirmeye başlarız.
Hayatı kabir kapısında bitenlerle sınırlı yaşamaktan ziyade, o kapıdan içeriye huzurla taşınabilecek bir birikimle girmek; fani olanın değil, baki olanın peşinden koşmakla mümkündür.
Sonuçta, hayat sahnesinin perdesi kapandığında alkışlar susar, rütbeler sökülür ve geriye sadece hüsnüniyetle yaşanmış bir ömrün özü kalır.



