DOĞRU VE DÜRÜST YAŞAMAK
İnsan hayatında sahip olunabilecek en kıymetli hazinelerden biri doğruluk, diğeri ise dürüstlüktür. Mal, makam, şöhret ve servet zamanla kaybedilebilir; fakat insanın güvenilirliği ve güzel ahlakı, onun ardından bırakacağı en değerli mirastır.
Doğru insan, söylediği söz ile yaptığı iş arasında çelişki bulunmayan insandır. Dürüst insan ise kimsenin görmediği yerde bile hakkı gözeten, emanete ihanet etmeyen, menfaati için gerçeği değiştirmeyen kişidir. Doğruluk insanın karakteridir. Doğruluk yalnızca yalan söylememek değildir. Doğru olmak; sözünde, ticaretinde, dostluğunda, aile hayatında, işinde ve insanlarla ilişkilerinde hakikatten ayrılmamaktır.
Bazen insan küçük bir menfaat elde etmek için gerçeği gizlemeyi veya olduğundan farklı göstermeyi düşünebilir. Fakat küçük görünen bir yalan zamanla başka yalanları doğurur. İnsan gerçeği saklamak için yeni sözler söylemek zorunda kalır ve sonunda kendi kurduğu yanlışların içinde kaybolabilir.
Bu sebeple doğruluk, insanı hem toplum karşısında hem de kendi vicdanında huzurlu kılar. Dürüstlük, kimse görmüyorken de doğru olmaktır
Asıl dürüstlük, insanların bizi gördüğü zaman değil, kimsenin bizi görmediği zaman ortaya çıkar. Bir insan kendisine ait olmayan bir şeyi sahibinin haberi olmadan almayabiliyorsa dürüsttür. Kendisine emanet edilen sırrı koruyabiliyorsa dürüsttür. Bir insanın arkasından, onun yüzüne söylemeyeceği sözleri söylemiyorsa dürüsttür.
Çünkü dürüstlüğün ölçüsü yalnızca insanların takdiri değildir. İnsan, kendi vicdanına karşı da sorumludur.
İslam'ın temel ahlaklarından biri doğruluktur
Kur'an-ı Kerim'de: “Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğru söz söyleyin.”
buyrulur. (Ahzâb, 33/70)
Başka bir ayette ise: “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.”
buyrulmaktadır. (Mâide, 5/8)
Bu ayetler, doğruluk ve adaletin yalnızca çıkarımıza uygun olduğunda değil, her durumda korunması gerektiğini gösterir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de doğruluğun önemini şöyle bildirmiştir: “Doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür.” (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 105)
Bu hadis, doğruluğun yalnızca güzel bir davranış olmadığını; insanın bütün hayatını şekillendiren bir ahlak olduğunu göstermektedir.
Dürüstlük güvenin temelidir. Bir toplumda güven varsa insanlar birbirleriyle huzur içinde yaşayabilirler. Ticaret güvenle yapılır, komşuluk güvenle sürdürülür, dostluk güvenle devam eder. Bir insanın sözüne güvenilmiyorsa, onun sahip olduğu makam veya servetin fazla bir anlamı kalmaz. Güven yıllarca süren güzel davranışlarla kazanılır; fakat tek bir büyük ihanetle kaybedilebilir. Bu nedenle insan, “Bunu kimse öğrenmez.” düşüncesinden önce “Ben doğru olanı yapıyor muyum?” diye kendisine sormalıdır.
Dürüstlük sadece para ve ticarette değildir
Dürüstlük denildiğinde çoğu insanın aklına ticaret gelir. Oysa dürüstlük hayatın her alanında gereklidir.
Ailede dürüstlük vardır.
Dostlukta dürüstlük vardır.
Komşulukta dürüstlük vardır.
İş hayatında dürüstlük vardır.
Söz vermekte dürüstlük vardır.
Şahitlikte dürüstlük vardır.
İnsanların hakkını korumakta dürüstlük vardır.
Hatta insanın kendisine karşı dürüst olması bile önemlidir. Kendi hatasını kabul edebilmek, kusurunu başkasının üzerine atmamak ve gerektiğinde “Ben yanlış yaptım.” diyebilmek büyük bir ahlak göstergesidir.
Doğru yaşamak bazen zor olabilir. Dürüst insan her zaman kolay yolu seçmez. Bazen doğruyu söylemek insanın işine gelmeyebilir. Bazen hakkı teslim etmek maddi bir kayba sebep olabilir. Bazen bir yanlışı kabul etmek insanın gururuna dokunabilir. Fakat gerçek ahlak tam da böyle zamanlarda ortaya çıkar.
İnsan yalnızca kendisine fayda sağlayan doğruları savunuyorsa, bu tam anlamıyla doğruluk değildir. Gerçek doğruluk, kişinin kendi aleyhine bile olsa hakkı kabul edebilmesidir.
İnsan ne bırakır? Hayatın sonunda insanın geride bıraktığı şey sadece malı, mülkü veya makamı değildir. İnsanların zihninde bıraktığı iz de önemlidir.
“Bu insanın sözüne güvenilirdi.”
“Kimsenin hakkını yemezdi.”
“Emanete sahip çıkardı.”
“Yanlış yaptığında özür dilerdi.”
“İnsanlara karşı dürüst davranırdı.”
Bir insan için bundan daha güzel bir şahitlik düşünülebilir mi? Mal tükenir, makam değişir, şöhret unutulur; fakat güzel ahlak insanların kalbinde yaşamaya devam eder.
Sonuç olarak diyebiliriz ki;
Doğru ve dürüst yaşamak, sadece başkalarına karşı değil, insanın kendisine ve Rabbine karşı da sorumluluğudur. Dürüstlük bazen kısa vadede zor görünür; fakat insanın gönlüne huzur, ilişkilerine güven, hayatına itibar kazandırır. Bu nedenle hayatımızı şu ölçü üzerine kurmak güzel bir prensip olabilir:
Doğruyu söyle, hakkı gözet, emanete sahip çık, verdiğin sözün arkasında dur ve kimse görmese bile doğru olanı yap. Çünkü insanın gerçek değeri, insanların yanında nasıl göründüğünden çok, yalnız kaldığında nasıl bir insan olduğuyla ortaya çıkar.
Unutulmamalıdır ki; doğruluk insanı küçültmez; insanı değerli kılar. Dürüstlük insanın yükü değil, onurudur.



