Musa Has

Musa Has


Beli Bükülmüş Yaşlılar ve Sabi Çocuklar Olmasaydı…

İnsan bazen gökyüzüne bakar ve şöyle düşünür: Dünyada bunca haksızlık, zulüm, günah ve kötülük varken Allah’ın rahmeti neden hâlâ üzerimizdedir?


Beli Bükülmüş Yaşlılar ve Sabi Çocuklar Olmasaydı…

İnsan bazen gökyüzüne bakar ve şöyle düşünür: Dünyada bunca haksızlık, zulüm, günah ve kötülük varken Allah’ın rahmeti neden hâlâ üzerimizdedir? Bu sorunun cevabını düşündüren önemli hadislerden biri, Resûlullah’ın ﷺ rahmet ve merhameti hatırlatan şu anlamdaki sözüdür:
“Eğer beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap yağardı.”
Bu rivayet, insanın sadece kendi ameline güvenmemesi gerektiğini; toplum içinde bulunan masum, güçsüz ve korunmaya muhtaç varlıkların da ilâhî rahmetin tecellisine vesile olduğunu düşündürür.

Yaşlılık, insanın dünyaya olan bağlılığının azaldığı, bedenin zayıfladığı fakat tecrübenin arttığı bir dönemdir. Beli bükülmüş bir ihtiyarın yürüyüşüne baktığımızda aslında bir ömrün hikâyesini görürüz. O ihtiyar belki yıllarca ailesine hizmet etmiş, çocuklarını büyütmüş, namaz kılmış, dua etmiş, nice sıkıntılara sabretmiştir.
Bugün güçsüz görünmesi, onun toplum için değersiz olduğu anlamına gelmez. Bilakis yaşlılarımız, toplumun hafızasıdır. Onların duasını almak, gönüllerini hoş etmek ve ihtiyaçlarını görmek büyük bir insanlık ve vefa borcudur.

Sabi Çocuklar Masumiyetin Sembolüdür
Bir çocuğun dünyaya geldiğinde taşıdığı masumiyet, insanın yaratılışındaki temizliği hatırlatır. Çocuk henüz kin nedir bilmez. Dünyanın hesaplarını, çıkarlarını, düşmanlıklarını bilmez. Onun dünyasında anne-babasının sevgisi ve güveni vardır.
Bu nedenle çocuklar bize Allah’ın rahmetini ve merhametini hatırlatan en güzel nimetlerden biridir.

Bir toplum çocuklarını koruyor, onları sevgiyle yetiştiriyor ve onların geleceğini düşünüyorsa, aslında kendi geleceğini de koruyor demektir.
Rahmet Sadece İyilerin Değil, Herkesin Üzerindedir Burada çok önemli bir ders vardır:
Allah’ın rahmeti yalnızca kusursuz insanların üzerine değildir.

Toplumda günah işleyenler bulunabilir. Hatalar yapanlar bulunabilir. İnsanlar zaman zaman zulmedebilir, haksızlık yapabilir, Allah’ın emirlerinden uzaklaşabilir. Fakat bütün bunlara rağmen Allah’ın rahmeti hemen kesilmez.
Çünkü Allah Teâlâ kullarına karşı son derece merhametlidir.

Kur’an-ı Kerîm’de: “Allah insanlara karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Bakara, 2/143) buyurulur.
İşte yaşlıların, çocukların ve diğer masumların varlığı bize bu rahmeti hatırlatır.

Rivayette yalnızca çocuklardan ve yaşlılardan değil, hayvanlardan da söz edilmesi dikkat çekicidir. Otlayan hayvan bile Allah’ın yarattığı bir canlıdır. Onun da yaşama hakkı vardır.
Bu bize İslâm’ın merhamet anlayışının ne kadar geniş olduğunu gösterir. Merhamet yalnızca insana değil; hayvana, doğaya ve bütün mahlûkata karşı gösterilmelidir.

Bir hayvana eziyet eden insanın, insanlara karşı merhametli olduğunu söylemek de kolay değildir.

Peki Biz Nerede Duruyoruz? Bu sözün asıl düşündürmesi gereken tarafı burasıdır.
Bizler toplum olarak yaşlılarımıza nasıl davranıyoruz? Çocuklarımızı ne kadar koruyoruz? Kimsesizlerin, hastaların, yoksulların ve güçsüzlerin yanında mıyız?
Yoksa yalnızca kendi rahatımızı mı düşünüyoruz? Bazen bir yaşlının elinden tutmak, bazen bir çocuğun başını okşamak, bazen aç bir hayvanın önüne yiyecek koymak, bazen de ihtiyaç sahibi bir insanın gönlünü almak, küçümsenecek davranışlar değildir.
Belki de bizim farkında olmadığımız nice rahmet kapısı, böyle küçük görünen iyiliklerin arkasında bulunmaktadır.

Bir toplumda zulüm çoğaldığında yalnızca zulme uğrayanlar zarar görmez. Zulmü seyredenler, haksızlığa sessiz kalanlar ve kötülüğün yayılmasına göz yumanlar da manevi olarak zarar görür. Bu nedenle müminin görevi sadece kendisini kurtarmaya çalışmak değildir.

Mazlumun yanında olmak, yetimi korumak, yaşlıya hürmet etmek, çocuğa şefkat göstermek, hayvana eziyet etmemek ve gücü yettiğince iyiliği çoğaltmak da imanın ve güzel ahlâkın gereğidir.

İşte, eğer rahmet İstiyorsak merhamet edelim.
“Beli bükülmüş yaşlılar ve sabi çocuklar olmasaydı…” diye başlayan bu anlam, insana çok büyük bir hakikati hatırlatır:
Merhamet gökten beklenen bir nimet olduğu kadar, yeryüzünde bizim göstermemiz gereken bir ahlâktır.
Allah’tan rahmet bekleyen insan, Allah’ın kullarına merhamet etmelidir.
Yaşlılarımızı hor görmeyelim.
Çocuklarımızı ihmal etmeyelim.
Yetimlerin ve kimsesizlerin elinden tutalım.
Hayvanlara eziyet etmeyelim.
Mazlumun yanında, zalimin karşısında olalım.
Çünkü dünya yalnızca güçlülerin dünyası değildir. Güçsüzlerin, çocukların, yaşlıların, hastaların ve bütün canlıların da dünyasıdır.
Belki bugün üzerimize yağan rahmetin içinde, hiç tanımadığımız bir yaşlının duası; bir çocuğun masumiyeti; bir mazlumun sabrı veya bir hayvana gösterilen merhamet vardır.
Öyleyse Allah’ın rahmetini isterken, biz de rahmetin yeryüzündeki temsilcileri olmaya çalışalım. Merhamet edelim ki merhamet görelim. Zulümden uzak duralım ki rahmetten mahrum kalmayalım. Ve bize emanet edilen her canlının hakkını gözetelim.