Halil Mert


BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ ANLAMAK: BİRLİK, MÜCADELE VE BÜYÜK TÜRKİYE İDEALİ…

Vefatının yıldönümünde dua ile anıyoruz.


BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ ANLAMAK:
BİRLİK, MÜCADELE VE BÜYÜK TÜRKİYE İDEALİ…
Vefatının yıldönümünde dua ile anıyoruz.

Bir Çöküşten Dirilişe Uzanan Yol
Büyük Türk Milleti, Büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış ve çöküş döneminde ağır buhranlar yaşamıştır. Bu buhranların neticesinde, Viyana kapılarından Sakarya’ya kadar çekilmek zorunda kalınmıştır.
Ancak bu geri çekiliş, bir teslimiyet değil; aksine yeni bir dirilişin hazırlığı olmuştur.
Bu süreçte vatansever, milliyetçi ve fedakâr kadrolar —özellikle üst düzey askerî şahsiyetler— milletin kaderini değiştirecek mücadeleler vermiştir. Enver Paşa, Talat Paşa gibi isimler Birinci Dünya Savaşı’nda; ardından Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay gibi liderler İstiklal Harbi’nde milletin öncüsü olmuştur.
Bu büyük mücadelenin sonunda, kadim devlet geleneğimizin devamı olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Cumhuriyet Sonrası Kırılma ve Yeni Arayışlar
Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra İsmet İnönü ile Türkiye’de yön değişimi başlamış; tam bağımsızlık, yerli üretim ve millî ekonomi anlayışından uzaklaşma süreci hız kazanmıştır.
Bu dönemde Fevzi Çakmak öncülüğünde kurulan Köylü Millet Partisi, milliyetçi ve maneviyatçı kadroların siyaset sahnesinde yeniden toparlanma çabasının bir ürünü olmuştur.
Bu çizginin devamında iki önemli lider öne çıkmıştır… Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan.
Bu iki isim, farklı tonlara sahip olsalar da aynı medeniyet tasavvurunun, aynı bağımsızlık idealinin temsilcileri olarak ortaya çıkmıştır.

Aynı Kökten Gelenlerin Ayrıştırılması
Tam bu iki damarın birleşerek güçlü bir millî irade oluşturabileceği bir dönemde, çeşitli siyasi ve ideolojik müdahaleler devreye girmiştir.
Milliyetçilik “ırkçılık” olarak yaftalanmış; inanç hassasiyeti üzerinden de ayrıştırıcı söylemler üretilmiştir. Bu süreç, aynı kökten beslenen iki ana damarın —milliyetçi ve maneviyatçı çizginin— ayrılmasına yol açmıştır. Sonuçta Millî Nizam Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ayrı siyasi yapılar olarak ortaya çıkmıştır.

Mücadele Yılları ve Bedel Ödeyen Kadrolar
1970’li yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde bu iki çizgi yeniden bir araya gelmiş ve Türkiye’nin varlık mücadelesinde önemli roller üstlenmiştir.
Ancak 12 Eylül darbesi, bu kadroları dağıtmış; sonrasında ise Türkiye yeni tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Özellikle FETÖ yapılanması, uzun yıllar boyunca devletin içine sızarak nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi ile kendini göstermiştir.

Aynı Davanın İki Büyük İsmi
Bugün geriye dönüp baktığımızda açıkça görülmektedir ki Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan, özünde aynı davanın mensuplarıdır.
İkisi de tam bağımsız Türkiye’yi savunmuş, yerli ve millî kalkınmayı hedeflemiş, büyük Türkiye İdealine inanmıştır.
Bu nedenle aralarındaki nüanslar, bir ayrışma sebebi değil; zenginlik olarak görülmelidir.

Bugüne Düşen Sorumluluk
Bugün, bu ayrışmaların tekrar üretilmesi değil; ortak ideal etrafında birleşilmesi gerekmektedir.
Küresel gelişmeler, bölgesel krizler ve özellikle Ortadoğu’da yaşanan gerilimler, güçlü bir duruşu zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin, tarihî misyonuna uygun şekilde daha aktif ve daha kararlı bir çizgi ortaya koyması gerekmektedir.

Bir Hatıra ve Bir Uyarı
Kırklareli’ndeyim. Başbuğ Alparslan Türkeş’in elini öptüğüm ve hatırasını bizzat yaşadığım bir yerdeyim.
Bugün onun vefat yıldönümünde yapılması gereken şey açıktır.
Titremek ve kendimize gelmek.

Son Söz: Büyük Türkiye İçin Birlik
Başbuğ’un mirası, sadece bir siyasi hareket değil; bir duruş, bir karakter ve bir istikamet meselesidir.
Bugün bize düşen; ayrışmaları değil ortak noktaları büyütmek, geçmişten ders almak ve büyük, güçlü Türkiye hedefinde birleşmektir.
Başbuğ Alparslan Türkeş’i vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyor; onun işaret ettiği istikamette yürüyebilme iradesini yeniden kuşanmamız gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Rabb’im cennetinde buluştursun İnşàAllah.